Dağ Bisikleti Hakkında

Repack, dağ bisikleti tutkunları arasında iyi bilinen; dünyanın en iyi off-road parkurlarından biridir. Burası, dağ bisikletinin doğduğu yerdir. 

1970’lerin sonlarında Charlie Kelly ve Jon Breeze adlı iki bisiklet meraklısı hipi genç, Amerikan cruiser tarzı bisikleti modifiye ederek dağ bisikletine dönüştürür. Bu, John Kemp Starley’in “Rover Safety" (güvenli bisiklet) buluşundan beri bisiklet alanında ortaya çıkmış en büyük gelişmedir. Dünya çapında ilgi görür. Bir bisiklet yazarı bu ilgiyi şöyle yorumlar: "Dağ bisikleti, bisiklet endüstrisinin kıçını kurtardı.

Dağ bisikleti henüz piyasada yokken, 1974 yılında yaşanan petrol krizi Amerika’daki bisiklet satışlarını bir anda patlatır. Bisiklet için bu, 1890’lardan beri gerçekleşen en gözle görülür ticari yükseliştir. 1970’lerin sonlarına doğru ise işler biraz duraksar. Piyasadaki 10 vitesli yarış bisikletleri ince lastikleri ve sert selelerinden dolayı yalnızca tecrübeli bisiklet kullanıcılarının keyif alabildiği bir üründür. Ortalama müşterilere hitap eden bir ürün seçeneği ve pazar pek kalmamıştır.

1981 yılına gelindiğinde Marin County bölgesindeki garajlarda bir kır aktivitesi olarak başlayan “dağ bisikleti” projesi zamanla seri üretimi yapılan bir ürüne dönüşür. Kaliforniyalı Specialized firması 1981 yılında 500 adet Stumpjumpers model dağ bisikleti üretir ve tamamı üç haftada satılır. Bunlardan bir tanesi bugün Smithsonian Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nde sergilenmektedir.

Bisiklet piyasasının önemli oyuncuları bu yeni pazarı iyi görür ve bu alanda bir “altına hücum” devri başlar. Her firma dağ bisikleti üretir ve sadece birkaç yıl içinde uluslararası bir pazar oluşur.

1985 yılı verilerine göre o yıl Amerika’da satılan tüm bisikletlerin %5’i dağ bisikletidir. On yıl sonra ise dağ bisikletinin pazar payı %95’e ulaşmıştır.

1988 yılında İngiltere’de satılan 2.2 milyon bisikletin %15’ini dağ bisikleti modelleri oluşturmuştur. Sadece iki yıl sonra, 1990 yılına gelindiğinde dağ bisikletinin pazar payı %60’a çıkmıştır. Ve nihayet 1996 yılında dağ bisikleti, olimpik bir spora dönüşür.

Bu yeni oyuncak iyi bir damar bulur. Genç kuşağı da mükemmel bir şekilde yakalar. Artık herkes bundan bir tane almak istemektedir. Dağ bisikleti, bisikletin yeniden popülerleşmesine büyük katkıda bulunur. Bisiklet, pratikliği ve kullanışlılığı ile yeniden herkes için ulaşılabilir hale gelir.

Robert Penn’in”It’s All About The Bike” adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: SertaçKasaplar (Bas Pedala)

Wright Kardeşler Bisikletçilik A.Ş.

Bisiklet, insan algısını bağımsız ve uzun mesafeli seyahat fikrine yönlendirmiştir. Bu fikri bir adım ileri taşıyanlarsa bisiklet mekanikeri iki kardeş, Wilbur ve Orville Wright olmuştur.

Sahip oldukları The Wright Cycle Company şirketi Dayton-Ohio’da bisiklet üretimi ve tamiri yapan büyük bir atölyedir. İki kardeş bisikletin hareketini, mekaniğini ve davranış prensibini çok iyi kavramıştır. Bunu, havada uçabilen bir araca uygulamak için hesaplara başlarlar.

Temelde kayma ve yükselme hareketini yakalamak için bisiklete kanat takıp testler yaparlar. Tamamen bisiklet komponentlerini ve zincirlerini kullanarak mekanizmalar oluştururlar. Sahip oldukları bisiklet şirketi tüm bu araştırma, geliştirme ve üretim çalışmalarını finanse eder. Sonuçta dünyanın ilk tam mekanik hava taşıtı olan “Wright Flyer" uçağı ortaya çıkar.

Daha fazla bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/Wright_Cycle_Company

Robert Penn’in It’s All About The Bike adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

İlk Bisikletin Şifresi

Bisikletin başlangıcı biraz belirsizdir. Bu alanda akademik çalışmalar yapanların bir araya geldiği Uluslararası Bisiklet Tarihi Konferansı dışında pek de net bir kaynak yoktur.Teknoloji devrimi yapan ve insan aklının; ellerinin makinelerle birlikte çalışmasını sağlayan birkaç endüstri ülkesi, farklı iddialar ortaya atar.

Almanya, Baron von Drais’in 1817’deki “Running Machine” (Koşan Makine) çalışmasının ilk bisiklet olduğunu iddia eder ki bu aslında bir prototipten ibarettir.

Fransızlara göre de Sivrac 1791’de ilk bisikleti icad etmiştir ancak bu “yönlendirilemeyen/dümensiz” bir araç olarak kalmıştır.

İngiltere’de ise gerçek anlamda bisiklet, 1885’te Rover Safety ile başlamıştır. İskoçlar bile yıllar öncesinde basit bir gövde ve krank aksamı ile bisiklete öncülük ettiklerini öne sürerler. Yani bu konuda tam bir uzlaşma yoktur.

Derken 1974 senesine gelindiğinde İtalyan edebiyat tarihçisi Profesör Augusto Marinoni herkesin tekerine çomak sokar.

Marinoni, tüm dünyaya Leonardo da Vinci tarafından çizilmiş bisiklet taslaklarını gösterir. Çizimler, Leonardo’nun 1493 yılında kullandığı stüdyonun olduğu bölgede, koruyucu rulolara sarılmış olarak bulunmuştur. Askeri bir birliği, silahları ve araç gereçleri tasvir ettiği çizimlerin bir yerinde iki tekeri, selesi, pedal sistemi ve hatta tekere bağlı bir zincir sistemi olan komple bir bisiklet taslağı açıkça görülmektedir. Çizim, bugünkü bisikletlere çok benzemektedir.

İşte bu, gerçek bisikleti Sivrac, Drais, Starley ve diğer herkesten yaklaşık 300 yıl önce Leonardo da Vinci’nin keşfettiğinin kanıtıdır. Artık tartışmasız olan şey, bisiklet bir İtalyan’dır.

Marinoni’ye göre çizimler, Roma yakınlarındaki Abbey-Grottaferalta’da Leonardo’nun işleri üzerine restorasyon çalışması yapan rahipler tarafından keşfedilmiştir. 16. yüzyıla ait olduğu düşünülen albümler, pek çok sayfası birbirine yapışmış halde bulunmuştur.Restorasyon yapan rahipler sayfaları özenle birbirinden ayırır. Olağan dışı nesnelerin ve henüz keşfedilmemiş bir teknolojiye ait cihazların arasında işte; bisiklet tam orada durmaktadır. Çizimler, 1974’te yayınlanan The Unknown Leonardo (Bilinmeyen Leonardo) çalışması ile tüm dünya çapında bilinir hale gelir.

Leonardo’nun mühendislik fikirleri, Rönesans teknolojisinin ilerisinde başka araçları da yansıtmaktadır. Bunların arasında bir helikopter, bir paraşüt, bir asansör taslağı, ahşap bir araba, portatif bir köprü ve dalış ekipmanları da yer almaktadır. Dünyayı değiştirecek bir vizyona sahip büyük bir mühendisin beyninin koridorlarında 1493’te beliren bisiklet, her yerde fanatikleri olan bir araç olur.

Taslakların ortaya çıkarılması konusunda Marinoni’nin zamanlaması gerçekten iyidir. 1974’te OPEC, Yom Kippur Savaşı’nda İsrail’i desteklediği için ABD’ye petrol ambargosu uygular. Petrol krizi, bisiklet satışlarını bariz şekilde arttırır. Leonardo’nun çizimleri gazetelerde, bisiklet ve mühendislik dergilerinde tekrar tekrar yayınlanır. Bisiklet kısa sürede kabul gören ve tarihi olan bir şeye dönüşür.

Küçük bir sorun vardır. Çizim gerçek değildir. Hatta kasıtlı bir kandırmacadır. İtalya’yı bisiklet üzerinde söz sahibi yapmak için hazırlanmış ve Leonardo restorasyonu sırasında asıl çizimlere eklenmiş sahte bir çalışma. Ulaşım tarihi araştırmacısı Alman Dr.Hans-Erhard Lessing biraz dedektiflik çalışması sonunda çizimin sahte olduğunu kanıtlamıştır. Orijinal çizimde iki daire ve bazı çizgiler mevcuttur ve “bisiklete benzetme” eklemeleri bu figürler üzerine oturtulmuştur.

Bunu kimin yaptığını ise muhtemelen asla öğrenemeyeceğiz. Profesör Marinoni’nin gayet naïf ve iyi niyetli olduğunu düşünürsek kim bilir belki de rahiplerden biri bunu gerçekleştirmiştir. Kağıdı ışığa tutmuş, geometrik şekilleri görmüş ve “Hey, işte iki teker… Hatta bir de kadrosu var… Biraz da komponent… Bu bir bisiklet olabilir mi?.. Tanrım, eğer bu bir bisikletse… Bu bir mucize…” diyerek heyecanlanmış olabilir. Ancak orijinal sayfalarda iki yuvarlak ve anlamsız çizgilerden başka bir şey yoktur. Bisiklet, hiç yoktur.

Bu anlaşılınca hayal kırıklığı çok büyük olur. Neredeyse, Giro d’Italia’yı üç yıl hiç bir İtalyan’ın kazanamaması veya yedi yıldır Tour de France’da İtalyanlar’ın başarılı olamaması kadar büyük bir hayal kırıklığı.

Robert Penn’in It’s All About The Bike adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Fixie Hakkında

"Fixed gear bisikletler insanların garajında ortaya çıkmıştır. Bu çok önemli. Çünkü bu bir moda değil, bir davranış şeklidir. İlk kez böyle genç bir kalabalığı bisiklete sadece binmek yerine onun üzerine çalışırken görüyoruz. Belli başlı kadro üreticilerinin;  markaların geçmişlerini araştırıyorlar veya bir komponentin nasıl geliştiğini inceliyorlar. "Araba" modasının geçtiğinin farkındalar. Bunun yerine bisikleti hayatlarına koyuyorlar. Kendi karakterlerini buna yansıtıyorlar. Yüksek kaliteli komponent kullanmak istiyorlar. 

Bunu biraz da bisikletli kuryelere borçluyuz. Bisikleti ilk kez basit, yaratıcı, etkili ve yaşamsal bir araç olarak kullananlar onlar. Bu durum, daha iyi komponent üretmek için firmaların da kendini geliştirmesini sağlıyor. Artık piyasada bisiklet için daha fazla seçenek var. 

Fixed gear hareketi, elbette bisikletin yeniden doğuşu ile doğrudan bağlantılıdır.”

Antonio Columbo / Cinelli

Robert Penn’in It’s All About The Bike adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Bisikletle İlk Dünya Turu

Bir İngiliz-Amerikan göçmeni olan Thomas Stevens, 22 Nisan 1884 tarihinde Columbia marka, 50 inçlik yüksek teker bisikletine atlar ve San Francisco’dan yola çıkar. Dünyanın çevresini pedallar. Bu yolculuğu üç yıl sürer. Amerika’yı geçtikten sonra sırasıyla İngiltere, Avrupa, Balkanlar, Türkiye, ve Irak’tan sonra İran’a ulaşır. İran şahının konuğu olur. Çin’in doğusundan Japonya’ya geçer ve 13.500 millik (21.720 km) yolculuğu San Francisco’ya dönmesiyle son bulur.

Stevens karayolu,demir yolu, patikalar gibi o dönem mevcut olan tüm yolları takip etmiştir. Yolculuğunun en az üçte biri dağlardan ve çöllerden geçtiği için 34 kiloluk yüksek teker bisikletini defalarca itmek veya elinde taşımak zorunda kalmıştır. Avcılar tarafından vurulup çakallar tarafından kovalandığı maceraları içinde Stevens en etkileyici olanın, dar bir köprüde trenden kaçmak için bir eliyle korkuluklara asılıp diğer eliyle bisikletini tuttuğu an olduğunu söyler.




Robert Penn’in It’s All About The Bike adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Tekerlek Vazgeçilmezdir

Vitesi veya freni bulunmayan bir bisiklete binebilirsiniz. Hatta şansınızı zorlarsanız selesi, zinciri ve pedalları olmayan bir bisikleti de sürebilirsiniz. 

Mevcut bisikletinizden tüm bu unsurları çekip çıkardığınızda bile elinizde bisikletin en çıplak; en ilkel hali kalır ve bu hala bir bisikklettir. (Bkz. Draisine

Hadi bir de tekerlekleri çekip çıkarın. Geriye kalan şey bir bisiklet değildir artık. Elinizde kalan tahta bir bank veya iç içe geçmiş demir borulardan oluşan garip şekilli bir cisimdir. Yani bisiklet için tekerlekler, vazgeçilmezdir. Hem bisikleti “tanımlarken”, hem de ona adını veren “kelimeyi” oluştururken tekerlek vazgeçilmezdir. “Bicycle" (bisiklet) kelimesindeki "cycle" Yunanca "kyklos" kökündendir ve "daire", "tekerlek" anlamına gelir. 

Elbette bu alet başlangıçta “bicycle (bisiklet)” olarak adlandırılmıyordu. Kelimeler, isimler ve kavramlar zamanla gelişir. Makinayı bulan bir mucidin koyduğu isim her zaman kolayca kabul görmez. İnsanlar zamanla en uygun kelimeyi bulup oturtur ve yaygın olarak kabul görmesi zaman alır. İngilizce’de de 

"bicycle" sözcüğü kabul edilene kadar pek çok ihtimal üzerinde durulmuş, pek çok fikir ortaya atılmıştır. Örneğin: yaya hızlandırıcı, hobi atı, düzgün teker, yüksek teker, kemik sallayan, züppe beygir…vb. 

Hollandalı yazar Stijn Strewels “Bu kadar kısa sürede popüler olan ve yaygınlaşan bir alet için bu kadar uzun sürede bir isim bulunamaması ne garip…" diye durumu yorumlamıştır. Elbette her toplum kendi dilinde bir isim belirlerken benzer bir seçim sürecinden geçmiştir. Hollanda bisiklet için "fiets" kelimesini seçmeden önce "rijwiel”, “trapwiel” ve ”wielspeerd" gibi farklı sözcükler üzerinde durmuştur. Fransa, biraz Yunan biraz da Latin köklü kelimeleri birleştirerek "vélocipède" (hızlı ayak) sözcüğünü oluşturmuştur. Zamanla kelime kısalıp yalnızca “velo" denmeye başlasa da bugün çoğu kişi "bicycle" a benzeyen "bicyclette” ve"bicloune" sözcüklerini kullanmayı tercih eder. 

Almanca “rad”, İrlandaca “rothar”, Yunanca “podilato” gibi birbirinden farklı örnekler varmış gibi görünse de bugün dünya dillerinde bisiklet için en yaygın olan ve tüm dillerin küçük değişikliklerle kendilerine uyarladığı tek yaygın kelime “bicycle" dır. Bicycle, "iki teker" anlamına gelir. 

Yani tekerlek vazgeçilmezdir. 

Robert Penn’in “It’s All About The Bike” adlı kitabından 

Çeviren/derleyen: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala) 

Bay Brooks ve B17 Sele Hakkında

John Boultbee Brooks 1866’da İngiltere’nin Birmingham kentinde kurduğu şirketinde deriden koşum takımları ve at eğerleri imal etmeye başlar.

1878 yılında, kendisi de bir at binicisi olan Brooks’un ulaşım aracı olarak kullandığı atı vefat eder. Yeni bir at için masraf yapmaktansa Bay Brooks, işlerini görebilmek için bir süreliğine bir bisiklet edinir. Böylece o dönemdeki pek çok kişi gibi o da kendi “demir atını” bulmuş olur. Üstelik bu, her gün yem verilmesi gerekmeyen, sağlam bir attır. Belki de tek kusuru, son derece konforsuz olan tahtadan selesidir. Bay Brooks, bu rahatsızlığı gidermek için bir şeyler yapacağına yemin eder.

1882 yılının Ekim ayında ilk sele patentini almak üzere başvurusunu yapar. Başvurusunda şöyle der:

Ürünüm (icadım), yapı olarak iki ve üç tekerlekli araçlar için uygundur. Daha fazla konfor ve uzun; sürekli bir kullanım olanağı sağlamaktadır.

Bay Brooks B17 selesini ilk kez 1896 yılında duyurur. Üretimi günümüzde hala devam etmekte olan B17 belki de bisiklet tarihinin en uzun soluklu komponenti olma ünvanını taşımaktadır.

20. yy boyunca Brooks firması sele altı çantalar, kadro çantaları, heybe, centilmenlerin vazgeçilmez aksesuarı olan deri sigara kılıfları ve hatta mobilya bile üretmiştir. Bir kısmı Raleigh firmasına ait olan Brooks şirketi yıllar içinde birkaç kez el değiştirmiş olsa da B17 selesinin üretim standartlarından ve kalitesinden hiç bir zaman vazgeçilmemiştir.

1970’lere kadar yaklaşık elli yıl boyunca Brooks B17, profesyonel kullanıcıların ve yarışçıların çoğunun tercih ettiği bir komponent olmuştur. Öyle ki, yerli malı ürün kullanımı konusunda çok hassas davranan Fransız, İtalyan ve Hollandalı bisiklet üreticileri ve müşterileri bile bu İngiliz’in cazibesine kapılmıştır.

1970’lerin ortalarından itibaren eritilmiş plastik, titanyum, kevlar ve sprey silikon jelden oluşan malzemeler sele üretiminin hizmetine sunulur. Bu, olağan bir gelişmedir. Bu şekilde üretilen seleler daha hafif ve daha ucuz olur. Artık deri sele kullanmak yalnızca bir tarz, bir moda olarak kalır.

1995 yılında bisikletimle dünya turu yaptığım dönemlerde tüm deri seleler gibi B17 de popüler olmayan bir tercihdi. Kıtalararası yolculuk yapan bazı turcular dışında cazibesini yitirmişti. Turum boyunca 40.000 kilometreden daha fazla mesafeyi bu sele üzerinde geçtim. Hiç ağrım, hiç rahatsızlığım olmadı demiyorum. Bazen hafif ağrılar kaçınılmazdır. Ama hiç gerçek anlamda büyük bir acı çekmedim. 

2002 yılından itibaren B17 satışlarında yükseliş başladı ve bazı kadro üreticilerinin de teşviki ile B17 yeniden tanınmaya başladı.

Brooks’un Birmingham’daki fabrikası önceleri kırsal bir alandaydı. Sonra metal işleri yapan büyük sanayi kuruluşları bölgeye gelmeye başladı ve o kırsal bölgede küçük bir endüstri devrimi yaşandı. Günümüzde Brooks, kendi bölgesinde kalan ve neredeyse tüm Birmingham’da bisiklete yönelik üretim yapan son kuruluş olarak kaldı. Deri sele ve biraz da bisiklet aksesuarı üretimi yapmaya devam etmekte.

 

Robert Penn - It’s All About The Bike

kitabından derleyen/çeviren: İbrahim Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Bisikletin İskeleti: Kadro

Çoğu insan bisiklet satın alırken, boyunu ve ölçülerini kontrol eder. Bu işlem yaklaşık 15 dakika sürer. Satıcı sizi dükkanındaki üç farklı boy bisiklete sırayla oturtur, sonra siz dükkanın önünde şöyle bir pedallarken kredi kartınızı alır. İşlem tamam, hayırlı olsun… Pek çok büyük marka beş veya sekiz farklı ölçüde bisiklet üretir. Sanki insan ırkı beş veya sekiz standart ölçüyle sınırlıymış gibi…



Bisikletlerin kadro şekli genellikle standarttır, elmas (baklava) biçimindedir.

Elmas biçimli ilk bisiklet kadrosu 1885 yılında Rover Safety tarafından Coventry şehrinde üretildi. Bu model, “güvenli” (safety) adıyla anılır oldu. Çünkü önceki modellerden farklı olarak bunun her iki tekerleği de küçüktü ve ikisi de hemen hemen aynı boydaydı. Sürücünün ağırlık merkezi bisikletin tam ortasına denk gelmekte ve bisikleti süren kişi istediğinde her iki ayağını da yere basabilmekteydi. Yani kısacası bu model bir bisikleti sürmek güvenliydi. Rover Safety, bugün alışık olduğumuz ve kullandığımız modern bisikletlerin ilkiydi.


Bu modelin mucidi John Kemp Starley, Royal Society of Arts için yaptığı bir konuşmasında şöyle der:

“Böyle bir makine yapmam için beni yönlendiren temel prensip sürücünün yere yakın bir pozisyonda bulunması, selenin pedallarla olan ilişkisinin rahat olması, gidon kontrolünün hem sele ile hem de pedallar ile olan ilşkisinin kullanışlı olması ve böylece sürücüyü fazla yormadan bisikletin ilerlemesi…”

Starley 1901 yılında, henüz 46 yaşındayken vefat etti. Cenazesinin olduğu gün Coventry şehrindeki büyük küçük tüm bisiklet firmaları kepenk kapattı ve Starley’in cenazesine yaklaşık 20.000 kişi katıldı.



1904 yılında ise Rover firması araba üretimine yöneldi, bisiklet üretimini durdurdu.


Robert Penn - It’s All About The Bike adlı kitabından
derleyen/çeviren: İbrahim Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Bisikletin Altın, Gümüş ve Bronz Çağı

1890’da ABD’de 150.000 bisiklet kullanıcısı vardı. O zamanlar bir bisikletin değeri, bir fabrika işçisinin yarım yıllık maaşına denkti. 1895’te fiyatlar, birkaç haftalık maaşla satın alınabilecek kadar düştü ve kullanıcı sayısı her yıl yaklaşık 1 milyon kişi artar oldu.

1895’te Londra’da Stanley Bisiklet Fuarı düzenlendi. Etkinliğe 200 firma katıldı ve 3000 bisiklet modeli sunuldu. The Cycle dergisi o yıl İngiltere’de 800.000 bisiklet üretildiğini duyurdu.

1896 yılında bisiklet üretimi zirveye ulaştı. ABD’de 300 bisiklet üreticisi firma o yıl 1.2 milyon bisiklet üreterek ülkenin en büyük endüstri kollarından biri oldu. En büyük üretici olan Columbia, 2000 çalışanı ile dakikada 1 bisiklet üretir konumdaydı.

Bu yüzyılın sonunda bisiklet, milyonlarca insanın kişisel ulaşım aracına dönüştü. Tarihte ilk kez işçi sınıfı da mobilize olabildi. Bu hareket/seyahat esnekliği ile banliyöler genişledi, şehirlerin coğrafi ve demografik yapısı değişti.

1930’larda Kuzey İtalya’daki, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki her şehirde ve büyük kasabada en az bir bisiklet üreticisi bulabilmek mümkündü. İngiltere’den Raleigh, Rudge-Whitworth, BSA, İtalya’dan Bianchi ve Fransa’dan Peugeot gibi küçük atölyeler işlerini büyüterek zamanla seri üretim yapan büyük markalara dönüştü. İngiliz Raleigh firması 1888 yılında kurulduğunda haftada 3 bisiklet yapan ufak bir atölyeydi. 1951 yılına gelindiğinde ise Raleigh, haftada 20.000 bisiklet üretmekteydi.

1950’lerin başında sadece İngiltere’de 12 milyon bisiklet kullanıcısı vardı. Ancak bu dönemde araba endüstrisi yükselişe geçti. 1955’te İngiltere’de 3.5 milyon bisiklet satılmışken 1958’de satılan bisiklet sayısı 2 milyona düştü. Küçük üretici firmalar ve yerel atölyeler birer birer yok olmaya başladı.

1970’lerin ortalarında bisiklet kültürü algısı iyice azaldı. Bisiklet artık bir ulaşım aracı olarak değil, bir oyuncak olarak; hatta bir baş belası olarak görülüyordu.



Robert Penn - It’s All About The Bike adlı kitabından
Derleyen/Çeviren: Sertaç Kasaplar (Bas Pedala)

Çanakkale’de Bisikletin Tarihçesi

Doğduğum ve yaşadığım kentin bisiklet ile olan bağını araştırırken bu bilgilere ulaştım ve paylaşmak istedim.

Çanakkale Diganlar Bisiklet’e ait bu çalışmayı olduğu gibi aktarıyorum, arşivlik…



”Çanakkale’de bisiklet sporunun çok eskilere dayandığını herkes bilmese de biz, dedelerimiz ve abilerimiz sayesinde biliyorduk. Çanakkaleli yaşayan bir tarih olarak Hasan Taş* abimize başvurduk. O da bizi kırmayarak bir çok kaynakla beraber yardımcı oldu.

Çanakkale’de bisiklet sporu 1939 yıllarında, Niyazi Ergin; Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü’nü kurduktan sonar başlamıştır. Bir sure bisiklet ajanı olarak faaliyetlerine devam etmiştir. 1942-1943 ve 1944 yıllarında Türkiye Birincilikleri’ne katılarak bu yarışmalarda ilk 10’a girme başarısı göstermişlerdir.

1941, 1942 yıllarında Alaattin Yıldırım, Hüsamettin Taman, Sami Babioğlu; sonraki yıllarda Ömer Ersin, Bigalı Saatçi Mustafa, Emin Çakıroğlu, Ahmet Güren ve Yaşar Başol bölgenin başarılı bisikletçileri olarak tarihe geçmişlerdir. 1947 yıllarında Hüsamettin Taman, Hami Perk, Selahattin Çevik, Ayhan Uğur, Hayrettin Bozlar, Turhan Narler, Adnan Ersan, Hasan Arslan, Remzi Çubuklu da bu alanda tarihteki yerlerini almıştır.

Hüsamettin Taman ve Ayhan Uğur Türkiye Birinciliği’ne davet edilmiş ve bu yarışmada Hüsamettin Taman, Türkiye 4.’sü olmuştur.

1950-1955 yılları arasında şu isimler bu alanda öne çıkmıştır: Zafer Sakızlı, Hüseyin Tuna, Turan Özkan, Hurşit Akyol, Tamer Aranus, Aydemir Akal, Sait Korul, Atilla Suda, Sebahattin Ay, Yüksel Özmen, Kayhan Yantıra, Necmettin Demirok, Hasan Gürçay, Necati Can, Hasan Can, Mustafa Ertan, Necati Güleç, Sait Sevgen.

1963-1973 yılları arasında bu alanda şehrin öne çıkan isimleri: Kayhan Yantıra, Hasan Gürçay, Ayhan Yantıra, Hasan Çolak, Kirkor Halıcı, Garbis Bora, Yüksel Digan, İsmail Taman, Ethem Günvar, Ergün Doğruya, Şadan Günvar, Reyhan Bilen, Cahit Gezer, Ahmet Kalfa, Sebahattin Keskin, Atilla Şensoy.”

* Hasan Taş: 1921 doğumludur. Uzun yıllar bisiklet ve futbol ile ilgilenmiş; 1963-1978 yılları arası bisiklet ajanlığı yapmıştır.


İbrahim Sertaç Kasalar (Bas Pedala)
Kaynak: Çanakkale Diganlar Bisiklet Web Sayfası